İnceleme

Gelecekte Belki De Captain America Sen Olabilir Misin? Evet, Gayet Mümkün!

Gelecekte Belki De Captain America Sen Olabilir Misin? Evet, Gayet Mümkün!
Hasan Mert Bozkuş

Captain America: Civil War vizyondaki başarısıyla göz doldurmuştu!

Bildiğiniz üzere biz de haftalık olarak yayınlanan yazılarımızda, gerek çizgi romanlardan takip ettiğimiz gerekse de filmlerde izlediğimiz süper kahramanlarımızı, gerçek hayatta görüp göremeyeceğimizi, bilimsel ve teknolojik temellere dayandırarak inceleme altına alıyoruz. Daha önceki incelemelerimizden Iron Man ve Spider-Man göz atmanızda fayda var.

Hazır, Captain America şu günlerde aklımızın bir köşesinde yer edinirken, Steve Rogers‘ın Captain America olma öyküsünü inceleyelim ve gerçek hayatta onun gibi Süper Askerlerin var olup olamayacağını sorgulayalım istedik.

200

Steve Rogers, nasıl oldu da çelimsiz, sıska ve bir o kadar da güçsüz iken yukarıda gördüğünüz hareketi yapabilen Süper Asker olabildi? Bildiğiniz üzere, kendisine süper asker serumu enjekte edildi ve sonuç, inanılmaz! Serum sonrasında Steve, bir insanın asla olamayacağı kadar güçlü ve hızlıydı. Peki, bir insanı bu kadar güçlendirmek sadece çizgi romanlarda ya da filmlerde görebileceğimiz bir olay mı? Cevap çok net! Hayır!

Captain America ile kıyasladığımızda kaslarımız çok zayıf ve kemiklerimiz çok kırılgan. Peki ya, size süper güçler kazandıracak, kemiklerinizi kırılmaz hale getirecek, Captain America gibi asla yorulmayan ve vazgeçmeyen bir vücuda sahip olmanızı sağlayacak bir tedavi var desek? Bu tedavinin adı: Gen terapi.

Yukarıdaki videoda, gen terapinin nasıl bir sürecinin olduğu ile ilgili güzel bir animasyon bulunmaktadır. Gen terapi, insan hücrelerinde yer alan bazı genlerin çıkartılması ya da gen eklenmesi işlemidir. Bu ekleme ya da çıkartma işlemini ise modifiye edilmiş virüsler kullanarak gerçekleştiriyoruz.

how%20it%20works-gene%20therapy

Görselde 3. basamakta virüs özel bir genetik yük taşımaktadır ve bu insana enjekte edildiğinde virüslerin yaptığının aynısını yaparlar. Hücreleri alıkoyarak, hücre içerisindeki genetik bilgiyi yeniden yazarlar! Daha sonra da bu yeni yazılıma sahip olan hücrelerin çoğalmasını sağlamakla görevlidirler. İşte bu da virüslerin yapmak istediği şeylerden biridir. Burada önemli olan nokta ise, gen terapi işleminde DNA’nın yeniden yazılımını gerçekleştirmenin birçok sebebi olabilir ama işin aslı bilim insanları ne yapmak isterlerse, gen terapi de onu yapar!

Gen terapi, ilk kez 1992 yılında, immün yetersizliği olan bir kız çocuğu üzerinde tedavi amaçlı denendi. Daha sonra ise SCID olarak bilinen ciddi kombine bağışıklık yetmezliği hastalığı taşıyan insanlar üzerinde kullanılmaya başlandı. İşte bu gelişmelerden sonra, bilim adamları gen terapinin, kistik fibroz, Parkinson, kanser ve aids gibi genetik tabanlı hastalıkların tedavisinde kullanılabilecek bir yöntem olduğunu düşünmeye başladılar. Ancak, bilim insanlarının düşünceleri sadece hastalıkları tedavi etmekle kalmadı, aynı zamanda sağlıklı organların daha da güçlendirilmesini sağlamak için gen terapinin de kullanılabileceğini düşünmeye başladılar. Uzun zamandır, genetikçiler, genleri aktif hale getirerek insan doku ve hücrelerinin onlara daha yararlı hale getirilmesini sağlamaya çalıştılar. Ancak, buldukları cevap aslında genleri aktif hale getirmek değil de onları susturmak oldu!

Tüm organizmalar, insanlar da dahil, olmak üzere sınırlı kaynaklara sahiplerdir. Bu çevresel şartlar içerisinde besin ve su kaynağına ulaşmak için her zaman en güçlü ya da en büyük olmak faydalı değildir. Çünkü, en büyük ve en güçlü olmak demek daha fazla besin ve su kaynağına ihtiyaç duymak demektir. Besin zincirindeki yerimiz, kaynaklarımızın niteliği ve niceliğine göre değişir. 50’li ve 60’lı yıllarda ABD’de zehirli bir tarım ilacı olan DDT kullanılıyordu. Nehirleri kirleten bu ilaç, balıklardan ziyade balıkları yiyen kuşları daha çok etkiledi; çünkü kuşların hayatta kalabilmek için daha fazla balık yemesi gerekiyordu ve sonuçta daha fazla zehirli kimyasala maruz kaldılar. İşte bu yüzden vücutlarımız genetik düzenleyiciler geliştirmişlerdir. Yani, bizim büyümemizi etkileyen, gücümüzü sınırlayan genler bulunmaktadır.

Miyostatin adlı kas liflerinin sayısını ve gelişimini sınırlayan bir protein bulunmaktadır. Aşağıda görselde bulunan Belçika Mavi Sığır’ı işte bu Miyostatin proteinini sentezleyen genin olmadığı hayvanlara bir örnektir. Normal bir sığıra göre %40 oranında daha fazla kas kütlesine sahiptir. Belgian-Blue-Super-Cow-muscle-coat1990 yılında, Johns Hopkins Üniversitesi’nde araştırmacı olan Saint Jimmy, Belçika Mavi Sığırı’nda olan bu genetik mutasyonun kaynağını keşfetti ve bunu yapay olarak laboratuvar şartlarında fareler üzerinde yapmayı başardı.

myostatinmsYukarıdaki görselde, solda miyostatin proteini olan farenin kas gelişimini, sağda ise miyostatin proteini olmayan farenin kas gelişiminin farkını gözlemleyebiliriz! Aradaki fark gerçekten muazzam!

Pensilvanya Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada ise il-15 adlı bir genin çalışmasının baskılanması sonucunda, bu genin baskılandığı farelerin normal farelere göre 6 kat daha uzun süre koşabildiklerini tespit etmişlerdir. Ayrıca, Yale Üniversitesi’nde yapılan genetik çalışmalarda da kemik yoğunluğunun arttırılmasını sağlayan ve böylece kırılmaz kemiklere sahip olabileceğimizi gösteren çalışmalar yapılmıştır. captain-america-in-civil-war-164707Şimdi geldik en önemli soruya; bu kadar çalışma bize nasıl süper askerler yapabileceğimizi ispatlıyorsa, peki ya bizi bunu yapmaktan alıkoyan ne?

Fare deneylerinde olduğu gibi, bir geni ya da organizmayı gelişmeye başlamadan önce manipüle etmek, gelişmiş ve yetişkin boyutlara gelen organizmaları manipüle etmekten daha farklıdır. Aynı zamanda, bilim henüz daha buna tam olarak hazır değil. Milyonlarca genetik bilgiyi taşıyan virüsü vücuda almak ve genetik yazılımlarımızı değiştirmesini beklemek aslında hiç beklemediğimiz farklı sonuçların da ortaya çıkmasına neden olabilir. İşte bu yüzden, bilim henüz gen terapi konusunda yeteri kadar iyi değil ve bunu insanlar üzerinde kullanmak etik bazı soruları da aklımıza getirmiyor değil.

Yukarıda bilimsel temellere dayanarak, Captain America‘nın gerçek hayatta var olup olamayacağını tartışmaya çalıştık. Bildiğiniz üzere, bilim inanılmaz hızlı ilerliyor ve 1992 yılında başlayan gen terapinin şuan ne boyutlarda olduğu da bize gelecek hakkında bazı ipuçları veriyor. İleride süper güçlere sahip insanlar görebilme ihtimalimiz, özellikle Captain America modelinde oldukça mümkün duruyor. Peki ya, siz ne diyorsunuz?

Yorum eklemek için tıklayın

Cevap Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İnceleme
Hasan Mert Bozkuş
@https://twitter.com/yazarhasanmert

Biyolog. "Spider-Man olabilmek mümkün mü?" sorusunun cevabını arayıp duran bir bilim aşığı. https://twitter.com/yazarhasanmert

Daha Fazla İnceleme

samuari jack

Samurai Jack Final İnceleme: “Yıllar Sonra Gelen Final!”

theonewhoknocks22 Mayıs 2017
cats

Haftanın En İyi 5 Türkçe Çizgi Romanı! [21.05.17]

Emre21 Mayıs 2017
3518654-198_max

Karanlığın Yenilmez Efendileri: Gelmiş Geçmiş En İyi 10 Sith Lordu!

Emre21 Mayıs 2017
kapak

Batman #23 – İnceleme: Life And Death

Ufuk Koban20 Mayıs 2017
tf1

The Flash #22 – İnceleme [The Button Part 4]: “We’re All Puppets Laurie”

theonewhoknocks19 Mayıs 2017
RCO001_1495040578

Secret Empire #2 – Çizgi Roman İnceleme: Biz Bu İşi Çok Seveceğiz

Emre19 Mayıs 2017
coulson-996727-1280x0

Agents of S.H.I.E.L.D. Sezon Finali: Coulson Şu Anda Nerede ve Bu Ne Demek?

Emre17 Mayıs 2017
sprmn

Biz Hiç Yakıştıramadık: Superman’in Hiç Görmediğiniz 10 Şeytani Hali!

Eser Yeşim16 Mayıs 2017
1

Müjde: Türkçe Çevirileriyle Star Trek ve Yargıç Dredd Fasikülleri Geliyor!

Bartu Yılmazer15 Mayıs 2017

Cizgiroman.com da bulunan tüm yazı, resim video ve içeriklerin telif hakları Cizgiroman.com a aittir. İzinsiz ve referans gösterilmeden paylaşılamaz.

Copyright © 2014 Cizgiroman.com Tüm Hakları Saklıdır.